EGENİN YİLDİZİ...

ÇOCUK ÜZERİNE

8/8/2008 · Kategori: _OCUK

 

“Çocuk” Türkçe bir sözcük ve sözlükte 7 tane karşılığı var: 1- Küçük yaştaki oğlan veya kız; 2- Soy bakımından oğul veya kız, evlat; 3- Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak; 4- Genç erkek; 5- (mecaz) Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. ; 6- (mecaz) Büyüklere yakışmayacak biçimde düşüncesizce davranan kimse; 7- (mecaz) Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse.

“Çocuk” kavramının modern bir tanımlaması 20 Kasım 1989′da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile yapılmış: “Ulusal yasalarca daha genç bir yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın altındaki her insan çocuk sayılır.” Birleşmiş Milletler (BM)’nin böyle bir tanımlamaya gitme nedeni trajik: Çocukların fiziksel ve psikolojik baskıya maruz kalmaları. ( istismar )

BM ve Türk Dil Kurumu (TDK ) ‘nın çocuk tanımlamalarını karşılaştırınca, Türk toplumunun çocuğa bakış açısını apaçık görmek mümkün. Düşüncesizliğin ya da acemiliğin çocuklukla bağdaşlaştırılması bizim çocuğa bakış açımızı gözler önüne sermiyor mu? İnsan geleceğinin kutsal bir parçası olan çocuğun küçümseyici deyimlere konu olması ait olduğu toplumun geleceği hakkında da ipuçları veriyor. Çocukluğu düşüncesizlik ve acemilikle özdeşleştirmek, ancak kendi geleceğimizi düşüncesizce ve acemice biçimlendirmek olabilir. Hayal gücü küçümsenen, ifade ettiği etmediği düşünceleri göz ardı edilen, başkalarının yanında yaptığı hareketlerle büyüklerince çoğu kez utanç kaynağı olarak görülen çocuk, ilerisinin çarpıklığını ve tekdüzeliğini simgelemekten öte ne yapabilir?

Aileler, dolayısıyla toplumlar, çocuklarına sundukları özgürlük ölçüsünde özgürdür. Yasağa ve yasaklamaya alışmış insanımız, doğal olarak, bunları kendi geleceğine, çocuklarına, yansıtmaktan geri durmuyor. Kişisel ve toplumsal özgürlüklerin farkında olmayan; sınırları başkalarının, hem de en yakınlarının, elleriyle çizilen çocuk, sadece kendisine verilen evrensel bir takma isimle büyüyebiliyor. Sonuç ise iç karartıcı, hazin bir tablo: reşit olma yaşı 18′e kendini ifade etmekten yoksun giren; üçgenin iç açıları toplamı, çarpım tablosu, iki paralel arası mesafe, metanefroz böbrek ve Tanzimat şairleri ekseninde dönelip duran insan yığınları. Bundan sonrası gerçekten bir trajedi: Bir yanda güncel gelişmeleri gereksiz ve sıkıcı bulan, sosyal ortamı televizyon ve magazin üzerine kurulmuş bir gençlik. Öte yanda gençliği ülkenin duruma kayıtsız kalmakla eleştirmeleri ve “ah o eski gençlik” iç geçirmeleriyle ebeveyn - yaşlı grubu.

Çocuğun yetiştirilmesi, onun kendini “birey” olarak hissetmesini sağlamakla mümkündür. Çünkü birey, toplumun ve toplumdaki konumunun farkında olan, kendini bu konum içinde değerlendirebilen ve ifade edebilen insandır. Kendini küçük yaştan itibaren birey olarak nitelendiren bir çocuk, kendini ve kendini ifade etmesini öğrenecek ve bu öğrendikleri ile kendi çevresini anlayacak ve tanıyacaktır. Aynı şekilde çevresi de çocuğu ifade ettikleri ile tanıyacak ve toplum çocuğa evrensel konumunun yanında ulusal ya da yerel bir konum biçecektir. Bu hem insanın topluma karşı duyarlılığı açısından önemlidir, hem de toplum kendi geleceğini belirleyecek insana bir kuvvet kazandırmıştır.

“Çocuk”, evrensel ya da ulusal bütün tanımlamalardan öte bir anlam taşır. Bu anlamı biçimlendirecek olan ise çocuğu kendisidir. Önemli olan bu biçimlendirmenin bilinçli ve özgür bir ruh ile yapılmasıdır. Çocuk, bilinçli ve özgür bir ruhu hak eden - belki de – evrendeki en saf varlıktır.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

UYKU BOZUKLUKLARI

8/8/2008 · Kategori: _OCUK

 

Ruhsal sorunlar gün içindeki hayatımızın yanı sıra uyku düzenimizi de bozabiliyor...
Uzman psikolog Faruk Bozkır, yaşam kalitesini önemli ölçüde bozan uyku bozukluklarının çocuk ve ergenler için de ciddi bir problem olduğunu belirterek, "Ruhsal sıkıntılar, bedensel hastalıklar uykunun süresini, düzenini geçici olarak bozabilir" dedi.

"Yaşam kalitesini ciddi biçimde bozuyor"
Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görevli psikolog Faruk Bozkır, ruhsal sıkıntılar ve bedensel hastalıkların uyku süresi ve düzenini geçici olarak bozduğunu söyledi. Geçici uyku bozukluklarının, uyku bozukluğu olarak değerlendirilemeyeceğini kaydeden Bozkır, "Hepimizin uykusu zaman zaman bozulabilir. Ruhsal sıkıntılar, bedensel hastalıklar uykunun süresini, düzenini geçici olarak bozabilir. Bu durum uyku bozukluğu değildir. Uyku bozukluğu olması için uyku kalitesinde bir aydan az olmamak koşuluyla ciddi bozulmalar yaşanması gerekir" dedi. Yaşam kalitesini önemli ölçüde bozan uyku bozukluklarının çocuk ve ergenler için de ciddi bir problem olduğuna dikkat çeken Bozkır, bu durumun çok sayıdaki belirtilerini şöyle sıraladı:

Beklenenden erken uyanmak
"Gece korkarak ya da ağlayarak uyanılır. Korku diye adlandırılan bu durum daha çok kız çocuklarında görülür. Uykuda diş gıcırdatması ya da konuşma olur. Çocuğun uykudan bağırarak, titreyerek, sıçrayacak yatağından kalkması, tüm uyaranlara rağmen uyanmadan tekrar yatağa dönmesi, sabah da bunları hatırlayamaması halidir. Bu durum 'gece terörü' diye adlandırılır. Gece uykuda yürümek uyurgezerlik olarak adlandırılır. Uykuya dalmakta zorlanma, gece süresince nedensiz uyku bölünmeleri ya da sabah beklenenden erken uyanması hali yaşanır. Uykuya dalarken ya da uyanıkken olağan dışı davranışlar ya da yaşantılar meydana gelir."

"Bedensel rahatsızlıklar da uykuyu bozabilir"
Uyku bozukluklarının sebepleri hakkında bilgi veren Bozkır, "Bireysel farklılıklardan dolayı uykuya olan gereksinim de değişebilir. Uyku bozukluğu kişinin yaşamakta olduğu bir strese bağlı olabilir. bebeklikte uyku düzenlenmesinde aksaklıklar olabilir. Geçirmekte olduğu ruhsal bir bozukluğun belirtisi olabilir. Karanlık, hırsız gibi korkular olabilir. Ebeveynin yersiz kaygısı nedeniyle yaptığı sık kontrollerden olabilir. Seyrettiği ve korktuğu bir TV programı, arkadaşlarının korkutucu şaka ve parapsikolojik hikayeleri, evde büyüklerin yaptırım aracı olarak yanlış ve korkutucu anlatımlar olabilir. Bedensel rahatsızlıklar, uyku yerinin dağınıklığı ve koşullarının kötü olması da uyku bozukluklarının sebebi olabilir" diye konuştu.

"Ortam koşullarının devamı"
Uykunun düzensizliğiyle ilgili sorunların ilk 3 yıl içinde ortaya çıkmaya başladığına işaret eden Faruk Bozkır, "Gece korkuları ve kabuslar 3 yaş sonrasında, gece terörü 5-12 yaş arasında, uyurgezerlik 5-15 yaş arasında ortaya çıkmaktadır. Bebeklik ve çocukluk dönemi dediğimiz 0-6 yaş arası dönemde ailenin özellikle annenin çocuğun biyolojik yapısına uygun olarak uyku düzenlemesi önemlidir. Uykunun geldiğini fark etmesi gerekir. Anne-babanın kendi gereksinimi, kaygı ve korkuları için çocuğun uyku şekli ve yerine müdahale etmemeleri gerekir. Çocuğun kendi yatağında yatması sağlanmalıdır. Uyku öncesi konuşma, temizlenme, kitap okuma, masal okuma, müzik dinleme gibi bir dönemin yaşatılması olumlu olur. Uyuma koşullarının yanı sıra uyutma disiplini sağlanmalıdır. Uyku ortam ve koşullarının devamlılığına özen gösterilmelidir. Yatmadan önce gün içinde önemli olaylar yaşanmış ise onlar konuşulmalıdır. Bu önlemler yeterli değilse en erken zamanda bir uzmana başvurmak gerekir" şeklinde açıklamalarda bulundu.(iha)

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!